İçe Yolculuk

inside

Gerek iş, gerekse gezmek amaçlı bir çok ülkeye gittim. Değişik insanlar tanıdım. Beraber çalıştım. Bir çok şey öğrendim. Kilometrelerce yol yürüdüm. Fotoğraflar çektim. Merak ettiğim şeyler oldu. Not aldım. İnternetten araştırmalar yaptım. Hayaller kurdum. Hayatıma yansımalarına baktım. Meraklı bir çocuk heyecanı ile sürekli bir arayış içinde oldum. Neyi aradığımı bilmeden, aslında, bir şey aradığımın da farkında olmadan dolandım durdum yeryüzünde. Pek anda kalmayı başarabilen biri olamadım. Çünkü anda kalacak zamanım yoktu. Acelem vardı hep. Hızlı konuştum, hızlı yürüdüm, hızlı düşündüm.

Sonra garip bir şeyler olmaya başladı. Büyümeye direnen bir çocuk gibi yaşarken, farkına vardım ki hayat da anda kalamıyor. Onun da acelesi var. Benden de hızlı, bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Sonra bir karar verdim ve yarışmayı bıraktım. İlk gördüğüm yere oturdum. Sanki doğdum doğalı ilk defa oturuyorum gibi geldi. Arkama yaslandım, ne çok sert, ne çok yumuşaktı. Sırtımın şeklini almıştı koltuk. Bana sarılmıştı sanki. Bacaklarımda muhteşem bir rahatlama hissettim. Ufak ufak kramplar, küçük birer elektrik şokları gibi bacaklarımı hayata döndürmeye çalışıyorlar gibiydi. Burnumdan geçen havayı hissettim. Ciğerlerimin genişlediğini. Oksijenin kanımda ilerleyerek hücrelere hayat getirdiğini…

Formula 1 yarışı sırasında bakım molası vermiş bir yarış arabası gibi oturmuştum koltuğa.

Anda kalmanın tadına vardım o anda. Sonra farkettim ki beni gören hayat da hatasını farketmiş, o da duruvermişti. Beraber oturduk birbirimize baktık sessizce. “Biz nereye koşuyoruz böyle hayatım?” Dedim. Cevabını o da bilmiyordu.

Sonra bir karar aldım. Artık yolculuğum dışarda değil, içeride olacaktı daha çok. Kendimce bir inzivaya çekildim. İhmal ettiğim kitap sayfalarına döndüm. Dışarıya odaklı yaşarken içini ihmal etmiş biri olarak, içimin ne kadar dağınık, kirli bir hale geldiğiyle yüzleştim. Temizliğe koyuldum. 5S yaptım. Sonra ortaya çıkmaya başladılar dağlar, denizler, ovalar, yollar birer birer. Bunca yıldır güya kendisi ile yaşayan biri olarak ne kadar da yabancı gelmişti her şey!

Birer birer yüzleştim orada, yaptıklarımla, olduklarımla, ettiklerimle. Bir nevi hesap vermeye başladım. Büyük bir hoşgörü vardı. “Neyse geç olmadan döndün ya yuvaya” şefkati vardı. Şimdi içimde müthiş bir doyum var. Tüm dağlarını, ormanlarını, vadilerini, yollarını tanımak istiyorum. Karşıma çıkan her şey ile yüzleşmek istiyorum. Bu inziva tüm inzivalardan daha güzel, daha özel. Tüm tasarımı bana ait. Nereye gittiğinin, nerede olduğunun önemi yok. Bu eşsiz yerde en önemli şey, içselleşebilmek. İçeride, ihtiyacın olan her şeye zaten sahip olduğunu görebilmek.

Hayatta değiştirdiğim ,dönüştürdüğüm çok şey oldu. Ama insanın değiştirebileceği en anlamlı şey, sadece kendisi. Diğer her şey onunla birlikte değişiyor zaten kendiliğinden. Bu tam da bu hayata gelme nedenimiz aslında. Doğru yönde değişebilmek. Bizim için en doğru seçimleri yapabilmek. Dışarıda duran aldatıcı parıltıların, para, makam, mal, mülk, gafletine kapılmadan içimize dönmeyi başarabilmek. Kendimiz olabilmek. Kendimize yüklediğimiz tüm anlamsız rollerden çıkıp, bir takım niyetlerle oynadığımız gizli oyunları, anlamsız, sonu gelmeyen tüm hırsları bırakıp, sadece kendimiz olabilmek. Kendimizle hesaplaşabilmek…

Bu yolculuk dünyanın en güzel yolculuğu. Yolda olmak, en güzel hediye.

Kendin olabilmek, en yüksek makam…

Posted in Gezi Notlarım, Kişisel Gelişim Günlüğüm, Koçluk günlüğüm | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Zaman

fountain

Zaman…

Ne kadar sihirli, ne kadar esrarengiz bir kavram…

Lunaparklarda önünden geçerken, sürekli şeklinizi değiştirerek sizi güldüren ve şaşırtan o ilginç aynalar gibi…

Siz ilerlerken sessiz sessiz arkanızdan takip eden ,sonra bir anda dönüp arkaya baktığınızda sizinle beraber duruveren bir gölge gibi zaman. Siz koşunca koşan, durunca duran…

Bunu en çok hiçlik meditasyonu yaptığımda hissediyorum. Hiç bir şey düşünmeden öylece duruyorum. Gözlerimi kapatıp, uzayın sonsuzluk denizinde sırt üstü uzanmış gibi oluyorum. Sadece boşluk var, karanlık. Zaman bile yok, düşünce olmayınca o da olmuyor. Yer bulamıyor kendine.

İşte böyle anlarda gerçekten yaşayan bir varlık olduğumu hissediyorum. Zihnimdeki her şeyi hayali bir çuvala koyuyorum ve ağzını sımsıkı bağlıyorum. İçinde çırpınıyorlar, rahatsız oluyorlar, çıkar bizi diyorlar. Ohh diyorum biraz da siz rahatsız olun!

Bazıları çuvalı yırtmayı başarıyor keskin dişleriyle. Ben uzanmışken gelip rahatsız ediyorlar yine. Kalkıyorum, daha sağlam bir çuval buluyorum. Nerden mi buluyorum? Oranın sihirbazı benim, ne istesem oluyor. Daha sağlam bir çuval mı , tak hemen elimde. Kızarak, onu bu defa yeni çuvalın içine koyuyorum. Sonra yine yatıyorum. Aummm…

Bir çok insandan bu rahatsızlığı duyuyorum. Aklın olduğu her yerde var bu rahatsızlık. Zamanı kontrol edememekten şikayet ediyorlar, yarattığı stresten bahsediyorlar. Tatile ihtiyacım var diyorlar ve hemen ekliyorlar:

-Şöyle bir kaçıp gidebilsem uzaklara, kendi başıma bir güzel dinlenebilsem…

Uzaklara bizle beraber kafalarımız da geldiği için aslında yalnız olmuyoruz. Her şeyi, herkesi bizimle beraber götürüyoruz gittiğimiz yere. Bu yüzden çözüm olmuyor, dönünce hayal kırıklığı yaşıyoruz. Hiç istediğim gibi olmadı, zaman hemencecik geçiverdi, hiç dinlenemedim diyoruz.

Aslında bunun için bir yere gitmeye gerek yok, durmaya,           , ihtiyaç var. Zamanı durdurmaya ve her şeyi bir süreliğine çuvala koymaya ihtiyaç var…

Sonra mı? Sonra her şey çözülüyor zaten kendiliğinden.

Deniz İlbaylı

Posted in Kişisel Gelişim Günlüğüm, Koçluk günlüğüm | Tagged , , , , , | Leave a comment

Başkaları…

others

O kadar çok başkaları odaklı yaşıyoruz ki!

Bu durum bizim ülkemiz insanın ana sorunlarından biri. Dedikoduyu seven, sürekli başkalarının yaptıkları ile beslenen canavarlar gibiyiz.Başkaları ne demiş, ne giymiş, nereye gitmiş,neyle gitmiş, ne söylemiş, neye inanmış, neyi başarmış, neyi başaramamış bunlar bizim için o kadar önemli ki!

Yogada hocaların sıkça söylediği harika bir cümle var: “Sadece kendi matına odaklan, bırak yanındaki ne yaparsa yapsın, sen kendine dön”. Bunu her duyduğumda o kadar iyi geliyor ki! Gerçekten de şu ülkede insanlar artık, bir kendi matlarına dönebilse, kendilerine odaklanabilseler ne kadar da güzel olacak, çözülecek her şey.

Başkaları odaklı yaşamak kesinlikle hastalıklı bir bağımlılık. Belki sigaradan bile daha zararlı, daha tehlikeli. Sigara içen kendini zehirler ve dumanın erişebildiği yerleri etkiler. Başkaları odaklı yaşamın etki menzili çok daha fazladır. Internetin alanı kadar güçlüdür mesela. Sosyal medyadaki bazı insanların mesajlarına bakacak olursanız hep birileri ile uğraşır dururlar. Yazık, hastadırlar. Kendilerinden korkarlar. Ne kadar zayıf, ne kadar biçare, ne kadar günahkar, ne kadar hasta olduklarını görmezden gelmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. Başkalarının kötü olması, günah işlemesi, zora düşmesi onlara zevk verir. Bundan güç alarak yaşarlar. Bağımlıdırlar.
Continue reading

Posted in Kişisel Gelişim Günlüğüm, Koçluk günlüğüm | Tagged , , , , | Leave a comment

Geceler

candle

Geceleri hep çok sevdim…

Hani çocuklar çadırları çok sever, içine girer orada huzur bulurlar evin içinde. İşte geceler de benim çadırım gibidir. Sanki zaman durur, tüm evrenin orkestra şefi olurum gecenin sessizliğinde. Gece şarkılarım vardır kulağımda, gelmeleri gerektiği sırada gelirler birer birer.

Kitaplarım ve koca bir fincan kahve vardır mutlaka yanımda. Sörf yapar gibi gezinir dururum sayfalarda. Harika bir tadı vardır gecelerin.

Küçük prens olurum kendi gezegenimde…
Şarja takılmış Iphone olur, dolarım…
Yazar olur, yazarım…
Dans edeceğim varsa ederim.
Eğitimini tamamlamış Harry Potter olurum.
Çok sihirlidir geceler…
Dua eder, dilek diler, şarkılar söylerim.
Bağıra bağıra söylerim hem de, kimseler duymaz.
Dedim ya sihirlidir geceler.

Huzur gerçekten en büyük zenginlik. Huzurunuz varsa gerçekten yaşıyorsunuzdur. Huzur o kadar çok şeyi kapsar ki…
Sağlık, mutluluk, zenginlik, özgürlük, barış, kendin olma vardır huzurun içinde. Biri giderse kaçar huzur da bir yerlere.
An bu yüzden çok değerlidir. Huzura sahip çıkmak, onu beslemek, kıymetini bilmek önemlidir. İnsanın içine gireceği bir çadırdır huzur. Fermuarı çekersin, senin için ne önemli ise, ne iyi geliyorsa alırsın yanına ve kalırsın bir süre öylece. Yaşarsın gerçekten, insan olursun, fabrika ayarlarına dönersin. Çok iyi gelir, en iyi ilaçtır o.
O çadırdır seni eşsiz yapan, sana özgüdür şekli, ne olduğu, nerede olduğu.

Oradan çıkınca bilirsin ki yine kaba saba, bencil insanların olduğu, bombaların patlatıldığı, çocukların öldüğü, insanların şu kısacık hayatta dünyayı bir türlü paylaşamadığı, iğrenç bir dünyaya girmek zorunda kalırsın.

Yine bilirsin ki huzur dışarıdan değil, kendi içinden gelir, senden gelir. O içine girdiğin çadırdan gelir. Hiç olmazsa dersin, ben iyi olayım, ufacık bir mum ışığı olup aydınlatayım kendi alanımı dersin. Belki her yere yayılır bu mum ışıkları ve her yer aydınlanmaya başlar dersin. Ben bu mum ışıklarını görüyorum. Kendi çadırlarına girip, beslenen ve besleyen güzel insanlar görüyorum. Eşsizliklerini öyle güzel sergiliyorlar, öyle güzel yayılıyorlar ki… Umut veriyorlar, kuvvet veriyorlar.

Çadırcı olmak istiyorum artık. Farklı şekillerde, farklı renklerde, ölçülerde çadırlar var her yerde, göstermek istiyorum. İçine girince yıldızların belirdiği, her şeyin samanyolu kadar güzel göründüğü çadırlar sunmak istiyorum.

Geceler böyle bir şey işte…

Resmin kaynağı: Doopnooper

Deniz İlbaylı

Posted in Kişisel Gelişim Günlüğüm, Koçluk günlüğüm | Tagged , , | Leave a comment

Görünenle görünmeyenin çelişkisi

Dün bir arkadaşımızın yeni doğan bebeğini görmek için ziyarete gittikten sonra, doğaçlama bir karar ile Etilerde lüks sayılabilecek bir lokantada yemek yemeye karar verdik.

Mekan gerçekten dışardan çok hoş görünüyordu. Kar başlamıştı ve hava çok soğuktu. Batu yürümesin hemen içeri girelim diye, kucağıma aldım ve lokantanın kapısına yöneldik.

İçerisi neredeyse bomboştu. Buna rağmen görevliler her an müşteri patlamasını beklermişçesine içeride hazırdılar.

Kucağımda Batu, sırtımda çantam ile kapıyı açmaya çalışırken önümüzden geçen bir garson bizi görmezden geldi ve hızlıca geçip kayboldu. Şaşırdık. Neyse uzatmadık, sanırım dalgın kafası dedik.

Masaya oturduk. Başka bir garson geldi ve başımızda, karar vermemizi bekledi. Bu sırada Batu ne yer acaba diye sesli düşünüyoruz. Sonra Serap’ın aklına geldi ve çocuk menüsü var mı diye sorunca ,garson arkadaş yer çekimini bulmuş bir ifade ile “Ahh evet getireyim” dedi ve gitti. Sonra başka bir menününün daha eksikliği çıktı ortaya ve bunu da belirtince, bu defa garson arkadaşımız suyun kaldırma kuvvetini bularak onu da getirmeye yöneldi.
Continue reading

Posted in Kişisel Gelişim Günlüğüm, Sosyal Sorumluluk Adına | Tagged , , , , | Leave a comment

Değişim

flower

Yaşama, yaşamaya gelmek öylesine değerli bir fırsat ki…
Yokken var olmak, bilmezken bilir olmak…

Ruh olmak, ruh iken beden olmak, hissetmek…

Bu gezegenin turisti olmak, havasını, suyunu tatmak, tadabilir olmak…
Duymak, görmek, koklamak…
Anlamak, tecrübe etmek…
Hata yapmak, yapabilmek ve öğrenmek…
Düşebilmek ve yeniden kalkabilmek her defasında.
Şükredebilmek…

Kelime iken cümle, cümle iken paragraf olabilmek…
Roman olabilmek…

Değişmek…

Daha iyiye, daha güzele, pozitife doğru değişmek.
Karanlıktan aydınlığa, siyahtan beyaza değişmek.
Bunu seçmek, bunu isteyebilmek…
İzin vermek, akmak, kabul edebilmek olanı…
Ne kadar güzel, sağlıklı kalabilmek.

Ne büyük bir başarı, tırtılken kozaya girebilmek, kelebek olup çıkabilmek…
Tırtıl gelip tırtıl gitmemek.

Sadece kendin olup, kendini yaşayabilmek…

Ne kadar önemli değişim için özgür olabilmek, özgürce düşünüp, özgür kalabilmek.
İpek için kozaları yok edenler varken.

Ne kötü, günah tam da buyken, suçu tırtıllara atabilmek.
Ne kadar da fena, beyazdan siyaha, aydınlıktan karanlık tarafa geçebilmek.
Haddini bilmeyip, sadece bir turist olduğunu unutabilmek…
Dünyayı sahiplenmek.

Ne mutlu ,kömür iken elmas olabilmek…
Elmas iken elmas kalabilmek…
Ağaç iken kalem olup,
Kendi yaşam=değişim filmini yazabilmek…

Posted in Kişisel Gelişim Günlüğüm, Koçluk günlüğüm | Tagged , , , | Leave a comment

İnsanın eşsizliği üzerine…

snow

İnsanların yaşam öykülerini dinlemek hoşuma gidiyor.

Başarılar, hatalar, mutluluklar, kızgınlıklar, üzüntüler ve tüm bu gibi duyguların bedene yansımaları bana insanın eşsizliğini hatırlatıyor her defasında.

Sesler titriyor, yüzdeki mimikler değişiyor, beden, kendine özgü diliyle, eş zamanlı olarak, konuşanla beraber konuşuyor.

İnsan sadece ve sadece kendisi olduğunda, tüm doğallığı, bir hazine gibi parlıyor.

Ben utangaç sayılabilecek biriyim. Bunu kendime itiraf etmek hiç bir zaman hoşuma gitmedi. Şimdi de gitmiyor…

Neden gitmiyor sorusunu kendime sorduğumda, bunun aslında zaman içinde oluşan bir kabuk, bir tabaka olduğu cevabını alıyorum.
Kendimi bir şeylerden koruyarak kamufle oluyorum sanki. Aklıma belgeseller geliyor. Kendini kumların altına gizlemeye çalışan o küçük böcekler geliyor.
Continue reading

Posted in Kişisel Gelişim Günlüğüm, Koçluk günlüğüm | Tagged , , , , , | 4 Comments

40 Olmak

Sonunda 40 oldum…
İnsan her zaman 40 olmuyor ki!
Bunun heyecanı var üzerimde…

Sanki insan yaşta yukarı çıkarken, yükte hafifliyor, rahatlıyor!
Sorunlar, sorumluluklar mı azalıyor? Hayır! Aksine artıyor…

Sanırım yaşama bakış, yukarı çıkarken farklılaşıyor.
Bu güne kadar beynine yüklediklerin giriyor devreye, hafifletiyor seni…
Destek oluyor, güç veriyor, güçlü yanın oluveriyorlar!
Trinity’nin Neo’ya verdiği destek gibi…
Continue reading

Posted in Baba Olmak!, Kişisel Gelişim Günlüğüm | Tagged , , , | Leave a comment

Kadına Şiddete Hayır!

maxresdefault

Kadına şiddete gerçekten hayır! Keşke bunu böyle dillendirmek sorunun çözümüne biraz katkı sağlayabilse! Temelden, aileden, eğitim sisteminin içine işlemiş akılcı bir düşünce olmadan bu nasıl mümkün olur? Bu başlasa ne kadar zaman alır? Bu soruları sorması gerekenler hangi başka sorularla uğraşıyor? Bunun fırsat maliyeti ne oluyor? Bu vizyonların v’sini bile göremiyorum bu ülkede hiç bir yerde. Ne adalet mekanizmasında, ne ailelerde, ne de okullarda. Tam tersine besleniyor bu canavar , ödüllendiriliyor. Bu canavarın besledikleri dönüp yeniden sisteme entegre oluyor. Einstein’ın söylediği o müthiş zeka dolu söz aklıma geliyor yine: “Karşılaşılan önemli yaşam sorunları, o sorunları ortaya çıkaran düşünce düzeyinde çözülemez”.

Doğan Cüceloğlu hocamın dediği gibi “Suyu hastalanmış bir akvaryumda yüzen balıklar” gibiyiz. İyileştirmek için suyumuza ilaç koyan da yok çünkü birileri balıkların iyileşmesini istemiyor! Balıklar o ilacın kendileri olduğunun bir farkına varabilseler! Keşke!

 

Posted in Kişisel Gelişim Günlüğüm | Tagged | Leave a comment

Bir Farkindalik Calismasi

Isten ayrildiktan sonra yaklasik bir haftadir kendimi bosluga biraktim. Sahilde yuruyusler yapiyorum, oglumla vakit geciriyorum, okuyorum, yazilar yaziyorum ve bol bol dusunuyorum. Simdi yine sahil kenarinda oturmus bos bos denize bakarken, bu ani ne kadar cok ozledigimin farkina vardim. Hic bir sey yapmamak meger ne kadar da degerliymis! Hayatimi ne kadar cok seyle doldurdugumu, zihnimi nasil da cok hirpaladigimi gozlemledim. Surekli bir seylerle ugrasmaliyim, hic bosluk olmamali gibi yanlis bir inanis edinmisim.

Resmen nefes aldigimi hissettim. Cok iyi geldi. Artik bazi anlari bosluk vakitleri olarak tayin edip, bunu rutin hale getirecegim. Hiclikte sonsuzluk oldugu inanisina bu arada daha cok yaklastigimi dusunuyorum.

Bosluktan gelen ilhamlar hic bitmesin!

Posted in Kişisel Gelişim Günlüğüm | Tagged | 2 Comments