snow

İnsanın eşsizliği üzerine…

 

İnsanların yaşam öykülerini dinlemek hoşuma gidiyor.

Başarılar, hatalar, mutluluklar, kızgınlıklar, üzüntüler ve tüm bu gibi duyguların bedene yansımaları bana insanın eşsizliğini hatırlatıyor her defasında.

Sesler titriyor, yüzdeki mimikler değişiyor, beden, kendine özgü diliyle, eş zamanlı olarak, konuşanla beraber konuşuyor.

İnsan sadece ve sadece kendisi olduğunda, tüm doğallığı, bir hazine gibi parlıyor.

Ben utangaç sayılabilecek biriyim. Bunu kendime itiraf etmek hiç bir zaman hoşuma gitmedi. Şimdi de gitmiyor…

Neden gitmiyor sorusunu kendime sorduğumda, bunun aslında zaman içinde oluşan bir kabuk, bir tabaka olduğu cevabını alıyorum.
Kendimi bir şeylerden koruyarak kamufle oluyorum sanki. Aklıma belgeseller geliyor. Kendini kumların altına gizlemeye çalışan o küçük böcekler geliyor.

Utanmak doğru yerde güzel bir erdem ama diğer yerlerde insanın önünde bir engel, bir sabotajcı. Yaşarken bunun gibi ne çok sabotajcılar ediniyoruz, kabuklar bağlıyoruz…

En kötüsü bunların farkında olmadan yaşıyoruz…

Ben bu utanma fonksiyonunun varlığının farkında olarak, kendimi hep rahatsız ettim. Bu “antagonist” ile uğraşmayı bir görev bildim hayatımda…

Bunlar birer eşik gibi çıktığında karşıma, hep ileriye attım kendimi aşama aşama. Arkama bakmadan…

Bir yerlere gelebildiysem, bu eşikler, yılmazlıklar sayesinde gelebildim.

Yaşam bir toprak gibi, niyetler de tohum. Hangi niyet tohumunu atarsan yaşam toprağına ve beslersen, onun meyvesini alıyorsun mutlaka.
Hiç niyetin olmadığı bir yaşam, kurak bir toprak gibi…
Hiç fidesi, ağacı, meyvesi olmayan bir bahçe gibi.
Ne büyük bir kayıp…

İnsanların eşsizliği, kabuklar, sabotajcılar, kendin olmak…

Bunların, diğer insanlara göre, bizim insanımız için daha büyük bir mesele olduğunu düşünüyorum.

Bizim insanımız o kadar ezilmiş, o kadar çok bastırılmış ki yıllar içerisinde!

“Ayıp”, “rezil olursun”, “başkaları ne der”, öcüleri ile öylesine sindirilmiş ki…

Hareket edemez olmuş…

Çevremiz kendi başına düşünemeyen, karar alamayan, seçim yapamayan insanlarla dolu.
Hep, birinin çıkıp onların yerine karar vermesini, onların yaşam programını yazmasını bekliyorlar.

Kendilerinin eşsiz olduğunu, ne kadar değerli olduklarını yıllar önceden unutmuşlar.

Birileri unutturmuş…

Bu durum bizim ülkemiz için öylesine büyük bir tehlike olmuş ki, o yüzden yıllardır iki yakamız bir araya gelemiyor.
Program yazıcılar istedikleri gibi derliyorlar insanımızı, bir bilgisayar programı gibi…

Bu kadar kalabalık nüfus içinde, gerçekten yaşayan, nefes alan insan sayısını merak ediyorum…

Bu yazıyı okuyan güzel okur! Sen eşsizsin! Çok değerli bir görev için geldin buraya, bul o “kendin olma” hazinesini! O hazine, içinde, başka yerde arama.
Başkasında da arama. Bu yaşam senin, sahip çık ona! Hatalarınla, kusurlarınla, sıkıntılarınla sen sensin! Kabul et onları, sev! Sen böyle güzelsin.
Başkasına değil, kendine odaklan, başkasını değil, kendini yaşa. Zayıf yanlarına değil, güçlü yanlarına odaklan. Oku, çalış, geliş…

Buraya çok kısa bir süre için geldik ve gideceğiz. Her an çok değerli! Bunu hatırla.

“Tepede bir çam olamıyorsan
Vadide bir çalı ol ama
En iyi küçük çalı derenin kenarında
Sen ol,ağaç olamıyorsan.
Çalı olamıyorsan eğer,bir parça çimen ol
Ve mutlu olsun yanında durduğun yol.
Alabalık olamıyorsan,bir levrek ol sadece
Ama en canlı levrek sen ol gölde.
Hepimiz kaptan olamayız,tayfa da olmalıyız.
Bir yer var burada hepimize
İş küçük de olabilir büyük de
Bize en yakın görevi yapmalıyız.
Yol olamıyorsan eğer,bir patika ol sadece
Güneş olamıyorsan eğer,yıldız ol
Kazanıp kaybetmezsin nasılsa büyüklükle
Her neysen en iyi sen ol!!! ”

Douglas Malloch

, , , , ,

4 Responses to İnsanın eşsizliği üzerine…

  1. Zehra January 17, 2016 at 1:18 pm #

    Tebrik ederim. Çok çok samimi, içten, berrak ve cesur sözcüklerin için.

  2. Özlem January 17, 2016 at 2:02 pm #

    Sevgili Deniz,
    Açık, samimi, farkında, paylaşımcı ve güzel bir yazı olmuş, tıpkı yazarı gibi 🙂
    Sevgilerimle,
    ÖSY.

  3. Deniz İlbaylı January 17, 2016 at 6:30 pm #

    Çok teşekkür ederim Özlem. Edebiyatçı kimliğinle bunları senden duymak çok güzel. 🙂

  4. Deniz İlbaylı January 17, 2016 at 6:34 pm #

    Çok teşekkür ederim Zehra. Yolda kalmaya ve ilerlemeye devam. Bakalım daha hangi durakları göreceğiz. 🙂

Translate »