others

Başkaları…

 

O kadar çok başkaları odaklı yaşıyoruz ki!

Bu durum bizim ülkemiz insanın ana sorunlarından biri. Dedikoduyu seven, sürekli başkalarının yaptıkları ile beslenen canavarlar gibiyiz.Başkaları ne demiş, ne giymiş, nereye gitmiş,neyle gitmiş, ne söylemiş, neye inanmış, neyi başarmış, neyi başaramamış bunlar bizim için o kadar önemli ki!

Yogada hocaların sıkça söylediği harika bir cümle var: “Sadece kendi matına odaklan, bırak yanındaki ne yaparsa yapsın, sen kendine dön”. Bunu her duyduğumda o kadar iyi geliyor ki! Gerçekten de şu ülkede insanlar artık, bir kendi matlarına dönebilse, kendilerine odaklanabilseler ne kadar da güzel olacak, çözülecek her şey.

Başkaları odaklı yaşamak kesinlikle hastalıklı bir bağımlılık. Belki sigaradan bile daha zararlı, daha tehlikeli. Sigara içen kendini zehirler ve dumanın erişebildiği yerleri etkiler. Başkaları odaklı yaşamın etki menzili çok daha fazladır. Internetin alanı kadar güçlüdür mesela. Sosyal medyadaki bazı insanların mesajlarına bakacak olursanız hep birileri ile uğraşır dururlar. Yazık, hastadırlar. Kendilerinden korkarlar. Ne kadar zayıf, ne kadar biçare, ne kadar günahkar, ne kadar hasta olduklarını görmezden gelmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. Başkalarının kötü olması, günah işlemesi, zora düşmesi onlara zevk verir. Bundan güç alarak yaşarlar. Bağımlıdırlar.

Bir insan ne kadar dışa bağımlı olursa ,kendinden o kadar fazla uzaklaşır, yabancılaşır, başka bir mahluk olur. İnsanlıktan çıkar.

Bir insan ne kadar kendine dönerse, kendi kusurlarına, eksikliklerine, değerlerine, gelişimine, güçlü yanlarına, o kadar parlar. Herkes kendi evinin önünü temizlese her yer pırıl pırıl olur gibidir bu. Herkes kendini süpürse,temizlese bu ülkede neler farklı olur?

Hangi açıdan bakarsak bakalım, ister din, ister toplum, başkalarının yaptıkları ya da yapmadıkları, günahları ya da sevapları hiç kimseyi kurtarmayacak. Ortada bir karanlık olduğuna inanıyorsa bir insan o zaman bir mum olmalı, kendinde göstermeli aydınlık olmanın ne demek olduğunu. Örnek olmalı! Hangi dinin, hangi peygamberi, zorbalıkla, öldürerek, yıkarak, korkutarak yaymıştır dinleri? Ana tema hep sevgi olmamış mıdır? O yüzden insanlar akın akın koşmamamışlar mıdır dinlere, binbir türlü karanlıklardan? Şu anda tam tersi oluyor, sevgisizlik, nefret, kin, intikam gibi şeytani duygular ışıkları söndürüyor birer birer, her yer daha da karanlıklaşıyor.

Bu ülkede televizyonun bile bu kadar çok seyredilmesinin nedenidir bu. Televizyonun gündemi hastalıklı insanların beslenmesi üzerine konumlandırılmıştır. Bunun da adına “Reyting” denmiştir. Sabahtan akşama kadar televizyonda başkaları vardır. Başkalarının aşkları, başarısızlıkları, günahları doz doz şırıngalanır izleyenlerin ruh damarlarına.

Sürekli başkaları ile uğraşmak ne büyük bir zaman kaybıdır!

Sağlıklı toplumlar ancak o toplumu oluşturan bireylerin tek tek sağlıklı, eğitimli, kültürlü olması ile sağlıklı ve medeni olurlar. Hastalıklı insanlar, hastalıklı toplumlar üretir. Bunların sorumluluğu da önce bireylerin kendisindedir. Düşünebilmesinde, farkında olarak yaşayabilmesindedir.

Bir gün böyle bir noktaya gelebilmek, dileklerim ve inancımla…

Deniz İlbaylı

, , ,

Comments are closed.
Translate »