Archive | Eski Yazılarım

Yaşam Döngüleri

 

Gündüz, gece, gündüz, gece; tik, tak, tik, tak…

Sonsuzluk…
İçinde bir yerlerde mavi bir gezegen…
Dünya…
Dönüyor, hem kendi ekseninde, hem de güneşin çevresinde…
Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar, yıllar…

Sabah oluyor…
Esniyoruz, geriniyoruz; uyanıyoruz…
Tik, tak, tik, tak…
Yemek, okul/iş, yemek, okul/iş, yemek…
Ne var bu “tik”lerin ve “tak”ların arasında?
Bizi biz yapan…
Bir hayat algoritması gibi…
Her gün yeni baştan çalışan…

Continue Reading →

İçe Yolculuk

 

Gerek iş, gerekse gezmek amaçlı bir çok ülkeye gittim. Değişik insanlar tanıdım. Beraber çalıştım. Bir çok şey öğrendim. Kilometrelerce yol yürüdüm. Fotoğraflar çektim. Merak ettiğim şeyler oldu. Not aldım. İnternetten araştırmalar yaptım. Hayaller kurdum. Hayatıma yansımalarına baktım. Meraklı bir çocuk heyecanı ile sürekli bir arayış içinde oldum. Neyi aradığımı bilmeden, aslında, bir şey aradığımın da farkında olmadan dolandım durdum yeryüzünde. Pek anda kalmayı başarabilen biri olamadım. Çünkü anda kalacak zamanım yoktu. Acelem vardı hep. Hızlı konuştum, hızlı yürüdüm, hızlı düşündüm.

Sonra garip bir şeyler olmaya başladı. Büyümeye direnen bir çocuk gibi yaşarken, farkına vardım ki hayat da anda kalamıyor. Onun da acelesi var. Benden de hızlı, bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Sonra bir karar verdim ve yarışmayı bıraktım. İlk gördüğüm yere oturdum. Sanki doğdum doğalı ilk defa oturuyorum gibi geldi. Arkama yaslandım, ne çok sert, ne çok yumuşaktı. Sırtımın şeklini almıştı koltuk. Bana sarılmıştı sanki. Bacaklarımda muhteşem bir rahatlama hissettim. Ufak ufak kramplar, küçük birer elektrik şokları gibi bacaklarımı hayata döndürmeye çalışıyorlar gibiydi. Burnumdan geçen havayı hissettim. Ciğerlerimin genişlediğini. Oksijenin kanımda ilerleyerek hücrelere hayat getirdiğini…

Continue Reading →

Zaman

 

Zaman…

Ne kadar sihirli, ne kadar esrarengiz bir kavram…

Lunaparklarda önünden geçerken, sürekli şeklinizi değiştirerek sizi güldüren ve şaşırtan o ilginç aynalar gibi…

Siz ilerlerken sessiz sessiz arkanızdan takip eden ,sonra bir anda dönüp arkaya baktığınızda sizinle beraber duruveren bir gölge gibi zaman. Siz koşunca koşan, durunca duran…

Bunu en çok hiçlik meditasyonu yaptığımda hissediyorum. Hiç bir şey düşünmeden öylece duruyorum. Gözlerimi kapatıp, uzayın sonsuzluk denizinde sırt üstü uzanmış gibi oluyorum. Sadece boşluk var, karanlık. Zaman bile yok, düşünce olmayınca o da olmuyor. Yer bulamıyor kendine.

Continue Reading →

Başkaları…

 

O kadar çok başkaları odaklı yaşıyoruz ki!

Bu durum bizim ülkemiz insanın ana sorunlarından biri. Dedikoduyu seven, sürekli başkalarının yaptıkları ile beslenen canavarlar gibiyiz.Başkaları ne demiş, ne giymiş, nereye gitmiş,neyle gitmiş, ne söylemiş, neye inanmış, neyi başarmış, neyi başaramamış bunlar bizim için o kadar önemli ki!

Yogada hocaların sıkça söylediği harika bir cümle var: “Sadece kendi matına odaklan, bırak yanındaki ne yaparsa yapsın, sen kendine dön”. Bunu her duyduğumda o kadar iyi geliyor ki! Gerçekten de şu ülkede insanlar artık, bir kendi matlarına dönebilse, kendilerine odaklanabilseler ne kadar da güzel olacak, çözülecek her şey.

Başkaları odaklı yaşamak kesinlikle hastalıklı bir bağımlılık. Belki sigaradan bile daha zararlı, daha tehlikeli. Sigara içen kendini zehirler ve dumanın erişebildiği yerleri etkiler. Başkaları odaklı yaşamın etki menzili çok daha fazladır. Internetin alanı kadar güçlüdür mesela. Sosyal medyadaki bazı insanların mesajlarına bakacak olursanız hep birileri ile uğraşır dururlar. Yazık, hastadırlar. Kendilerinden korkarlar. Ne kadar zayıf, ne kadar biçare, ne kadar günahkar, ne kadar hasta olduklarını görmezden gelmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. Başkalarının kötü olması, günah işlemesi, zora düşmesi onlara zevk verir. Bundan güç alarak yaşarlar. Bağımlıdırlar.
Continue Reading →

Geceler

 

Geceleri hep çok sevdim…

Hani çocuklar çadırları çok sever, içine girer orada huzur bulurlar evin içinde. İşte geceler de benim çadırım gibidir. Sanki zaman durur, tüm evrenin orkestra şefi olurum gecenin sessizliğinde. Gece şarkılarım vardır kulağımda, gelmeleri gerektiği sırada gelirler birer birer.

Kitaplarım ve koca bir fincan kahve vardır mutlaka yanımda. Sörf yapar gibi gezinir dururum sayfalarda. Harika bir tadı vardır gecelerin.

Küçük prens olurum kendi gezegenimde…
Şarja takılmış Iphone olur, dolarım…
Yazar olur, yazarım…
Dans edeceğim varsa ederim.
Eğitimini tamamlamış Harry Potter olurum.
Çok sihirlidir geceler…
Dua eder, dilek diler, şarkılar söylerim.
Bağıra bağıra söylerim hem de, kimseler duymaz.
Dedim ya sihirlidir geceler.

Continue Reading →

Görünenle görünmeyenin çelişkisi

Dün bir arkadaşımızın yeni doğan bebeğini görmek için ziyarete gittikten sonra, doğaçlama bir karar ile Etilerde lüks sayılabilecek bir lokantada yemek yemeye karar verdik.

Mekan gerçekten dışardan çok hoş görünüyordu. Kar başlamıştı ve hava çok soğuktu. Batu yürümesin hemen içeri girelim diye, kucağıma aldım ve lokantanın kapısına yöneldik.

İçerisi neredeyse bomboştu. Buna rağmen görevliler her an müşteri patlamasını beklermişçesine içeride hazırdılar.

Kucağımda Batu, sırtımda çantam ile kapıyı açmaya çalışırken önümüzden geçen bir garson bizi görmezden geldi ve hızlıca geçip kayboldu. Şaşırdık. Neyse uzatmadık, sanırım dalgın kafası dedik.

Masaya oturduk. Başka bir garson geldi ve başımızda, karar vermemizi bekledi. Bu sırada Batu ne yer acaba diye sesli düşünüyoruz. Sonra Serap’ın aklına geldi ve çocuk menüsü var mı diye sorunca ,garson arkadaş yer çekimini bulmuş bir ifade ile “Ahh evet getireyim” dedi ve gitti. Sonra başka bir menününün daha eksikliği çıktı ortaya ve bunu da belirtince, bu defa garson arkadaşımız suyun kaldırma kuvvetini bularak onu da getirmeye yöneldi.
Continue Reading →

Değişim

 

Yaşama, yaşamaya gelmek öylesine değerli bir fırsat ki…
Yokken var olmak, bilmezken bilir olmak…

Ruh olmak, ruh iken beden olmak, hissetmek…

Bu gezegenin turisti olmak, havasını, suyunu tatmak, tadabilir olmak…
Duymak, görmek, koklamak…
Anlamak, tecrübe etmek…
Hata yapmak, yapabilmek ve öğrenmek…
Düşebilmek ve yeniden kalkabilmek her defasında.
Şükredebilmek…

Continue Reading →

İnsanın eşsizliği üzerine…

 

İnsanların yaşam öykülerini dinlemek hoşuma gidiyor.

Başarılar, hatalar, mutluluklar, kızgınlıklar, üzüntüler ve tüm bu gibi duyguların bedene yansımaları bana insanın eşsizliğini hatırlatıyor her defasında.

Sesler titriyor, yüzdeki mimikler değişiyor, beden, kendine özgü diliyle, eş zamanlı olarak, konuşanla beraber konuşuyor.

İnsan sadece ve sadece kendisi olduğunda, tüm doğallığı, bir hazine gibi parlıyor.

Ben utangaç sayılabilecek biriyim. Bunu kendime itiraf etmek hiç bir zaman hoşuma gitmedi. Şimdi de gitmiyor…

Neden gitmiyor sorusunu kendime sorduğumda, bunun aslında zaman içinde oluşan bir kabuk, bir tabaka olduğu cevabını alıyorum.
Kendimi bir şeylerden koruyarak kamufle oluyorum sanki. Aklıma belgeseller geliyor. Kendini kumların altına gizlemeye çalışan o küçük böcekler geliyor.
Continue Reading →

40 Olmak

Sonunda 40 oldum…
İnsan her zaman 40 olmuyor ki!
Bunun heyecanı var üzerimde…

Sanki insan yaşta yukarı çıkarken, yükte hafifliyor, rahatlıyor!
Sorunlar, sorumluluklar mı azalıyor? Hayır! Aksine artıyor…

Sanırım yaşama bakış, yukarı çıkarken farklılaşıyor.
Bu güne kadar beynine yüklediklerin giriyor devreye, hafifletiyor seni…
Destek oluyor, güç veriyor, güçlü yanın oluveriyorlar!
Trinity’nin Neo’ya verdiği destek gibi…
Continue Reading →

Kadına Şiddete Hayır!

maxresdefault

Kadına şiddete gerçekten hayır! Keşke bunu böyle dillendirmek sorunun çözümüne biraz katkı sağlayabilse! Temelden, aileden, eğitim sisteminin içine işlemiş akılcı bir düşünce olmadan bu nasıl mümkün olur? Bu başlasa ne kadar zaman alır? Bu soruları sorması gerekenler hangi başka sorularla uğraşıyor? Bunun fırsat maliyeti ne oluyor? Bu vizyonların v’sini bile göremiyorum bu ülkede hiç bir yerde. Ne adalet mekanizmasında, ne ailelerde, ne de okullarda. Tam tersine besleniyor bu canavar , ödüllendiriliyor. Bu canavarın besledikleri dönüp yeniden sisteme entegre oluyor. Einstein’ın söylediği o müthiş zeka dolu söz aklıma geliyor yine: “Karşılaşılan önemli yaşam sorunları, o sorunları ortaya çıkaran düşünce düzeyinde çözülemez”.

Doğan Cüceloğlu hocamın dediği gibi “Suyu hastalanmış bir akvaryumda yüzen balıklar” gibiyiz. İyileştirmek için suyumuza ilaç koyan da yok çünkü birileri balıkların iyileşmesini istemiyor! Balıklar o ilacın kendileri olduğunun bir farkına varabilseler! Keşke!

 

Translate »