Archive | Sosyal Sorumluluk Adına

Görünenle görünmeyenin çelişkisi

Dün bir arkadaşımızın yeni doğan bebeğini görmek için ziyarete gittikten sonra, doğaçlama bir karar ile Etilerde lüks sayılabilecek bir lokantada yemek yemeye karar verdik.

Mekan gerçekten dışardan çok hoş görünüyordu. Kar başlamıştı ve hava çok soğuktu. Batu yürümesin hemen içeri girelim diye, kucağıma aldım ve lokantanın kapısına yöneldik.

İçerisi neredeyse bomboştu. Buna rağmen görevliler her an müşteri patlamasını beklermişçesine içeride hazırdılar.

Kucağımda Batu, sırtımda çantam ile kapıyı açmaya çalışırken önümüzden geçen bir garson bizi görmezden geldi ve hızlıca geçip kayboldu. Şaşırdık. Neyse uzatmadık, sanırım dalgın kafası dedik.

Masaya oturduk. Başka bir garson geldi ve başımızda, karar vermemizi bekledi. Bu sırada Batu ne yer acaba diye sesli düşünüyoruz. Sonra Serap’ın aklına geldi ve çocuk menüsü var mı diye sorunca ,garson arkadaş yer çekimini bulmuş bir ifade ile “Ahh evet getireyim” dedi ve gitti. Sonra başka bir menününün daha eksikliği çıktı ortaya ve bunu da belirtince, bu defa garson arkadaşımız suyun kaldırma kuvvetini bularak onu da getirmeye yöneldi.
Continue Reading →

Mutsuz musunuz?

Bugün yine annemin kemoterapi aldığı günlerden biriydi. Hastaneye gidip tüm bu hastalıkla savaşan insanların içinde olmak, insana çok değişik duygular yaşatıyor. Bir okul gibi öğretiler kazandırıyor.

Öncelikle abuk subuk sebeplerle sürekli can sıkıntısından bahseden, mutsuz olan insanların bence gidip hastanelerde biraz vakit geçirmeleri gerekiyor. Her 21günde bir yaklaşık 3 yıldır, bazı firelerle, annemle gidiyoruz bu seanslara. Çok değişik yaşlarda, farklı türlerde hastalıklarla mücadele eden insanlar görüyorum. Tanışıp sohbet ediyoruz. Ne yazık ki bu ülkenin sağlık sisteminin veremediği psikolojik desteği hastaların birbirine verdiğini görüyorum. Duygulanıyorum. Bir tarafta kendi kendine ağlayan birini gördüklerinde hemen başına toplanıp, neden ağladığını sorup, motive etmeye, güldürmeye çalışıyorlar. Kendi dertlerini unutup, onun derdine üzülüyorlar. Onlar bence bu toplumun gizli kahramanları. Hepsine çok saygı duyuyorum.

Keşke bu konuda daha fazla şey yapılsa! Keşke bu ülkenin psikologları bir şekilde biraraya gelip, gönüllü bir takım etkinlikler yapsa. Yapıyorlarsa da ne kadar etkinler bunu sorgulasalar! Çünkü bu mücadele, hastalığın kendinden çok ruhsal dünyada veriliyor.

Çok sevdiğim bir video. Arada bir izliyorum! Sevgili Davut Topcan’ın bir yazısında bulmuştum onu. Bence o da bir kahraman! Üstüne düşeni çok güzel yaptı. Bilgilendirdi, savaştı, motive etti.
http://www.davuttopcan.com


Son Ders
Yükleyen erkkitr. – Yepyeni haber videoları

Yaşam, Bir Satranç Oyunu

İnsan, yaşamın ilk yıllarında daha çok ailesinin ve öğretmenlerinin kararları ile yaşıyor. O yıllarda satranç oynayan, karar veren değil, daha çok piyon oluyoruz. Birileri tutuyor kafamızdan ve C4’e koyuyor. Oradan da başka bir konuma. Sonra büyüyoruz, yaşamın tam içine giriveriyoruz. Bizi oynatanlar birer birer çekilmeye başlıyor. İşte o anda bir bakıyoruz önümüzde bir yaşam tahtası var ve karar veren olmuşuz. Sonra biraz panik, biraz heyecan durumu kurtarmaya, oyunu uzatmaya çalışıyoruz. Zaman ilerliyor, hatalar yapıyoruz, bazen geri düşüyor, bazen akıllıca hamlelerle idare ediyoruz.

İşte yaşam gerçekten de bir satranç oyunu gibi. Bunu bir insan ne kadar çabuk anlar ve karar veren, sorumluluk alan durumuna geçerse, onun için o kadar iyi. Belki de aileler çocuklarını piyon gibi yetiştirmektense, karar verici bireyler haline getirmek için daha çok uğraşmalı. Eğitim sistemi buna hazırlamalı gençleri. Çünkü hayat zor ve gittikçe de daha zor hale geliyor. Oyun ve rakip daha vurucu oynuyor. Aynı anda 5 hamle sonrasını düşünerek adım atmak zorunda kalabiliyor insan bazen. Geri dönüş imkansız oluyor. Sadece anlık düşünen, 1 hamle ötesini göremeyen insanlar bu oyundan çıkıveriyorlar.

Ben şanslı sayılabileceklerdenim. Çok da geç kalmış sayılmadım kendi oyunumun tahtasını kuralı. Ve şimdi daha da çok seviyorum satranç oynamayı. Her yaptığım hamlede, elime yaşamın bir parçasını alarak oynuyorum. Daha bir terliyorum oynarken. Çok daha ciddi oluyorum.

Paradigma neden önemli?

Geçenlerde Fazıl Say ve arabesk müzik ile ilgili söyledikleri çokça tartışıldı her yerde. Buradan yola çıkarak ben de aklımdan geçenleri dışa vurmak istedim.

“Empati” kitabını okuyanlar ya da  “Push” filmini izleyenler bilirler. Bu kitapta veya filmde bazı özel güçleri olan insanlardan bahsedilir. İnsanın zihnine hükmeden, geleceği gören gibi. Sonra günümüzde bazı üst düzeyde bilinç kazanmış insanların, ülkelerin, bu tip güçleri kendi menfaatlerine kullandıklarını düşünürüm. Zamanında Rusya, Amerika gibi ülkeler bu güçleri istihbarat birimleri içerisinde kullanmışlar da. Sonra dönüp ülkemize bakıyorum. Halimiz gerçekten tam bir arabesk! Ben sadece müzik çerçevesinde kalmıyorum, her alanda bu böyle. Bunu bazı gizli güçler mi yapıyor bilemiyorum ama onlara gerek kalmadan en büyük zararı biz kendi kendimize veriyoruz zaten. Continue Reading →

Ne Zaman Öğreneceğiz?

Haftasonu Kilyos’a giderken önümüzdeki aracın şoförü ve yanındaki eşi araç içinde sigara içiyorlardı. Bu zaten güzel bir durum değil ama işin en acı tarafı arkada ufacık çocukları da vardı. Tam sitem ettiğimiz sırada adam camı açtı ve sigara izmaritini camdan fırlattı. Belki 50 tane uyarı levhası koymuşlar orman yangınları ile ilgili, sigara izmaritlerinin atılmaması ile ilgili ve halen bu insanlık dışı adam bunu yapabiliyor. İçime öyle oturmuş ki burada yazma ihtiyacı duydum. Biz ne zaman adam olacağız? Ne zaman insan olmanın ne demek olduğunu öğreneceğiz çok merak ediyorum. Bu ne ile olacak? Bu adam bunu halen öğrenemedi ise ne ile öğrenecek başka? Yazık gerçekten çok yazık!

Translate »