Archive | Uncategorized

Yaşam Döngüleri

 

Gündüz, gece, gündüz, gece; tik, tak, tik, tak…

Sonsuzluk…
İçinde bir yerlerde mavi bir gezegen…
Dünya…
Dönüyor, hem kendi ekseninde, hem de güneşin çevresinde…
Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar, yıllar…

Sabah oluyor…
Esniyoruz, geriniyoruz; uyanıyoruz…
Tik, tak, tik, tak…
Yemek, okul/iş, yemek, okul/iş, yemek…
Ne var bu “tik”lerin ve “tak”ların arasında?
Bizi biz yapan…
Bir hayat algoritması gibi…
Her gün yeni baştan çalışan…

Continue Reading →

Zaman

 

Zaman…

Ne kadar sihirli, ne kadar esrarengiz bir kavram…

Lunaparklarda önünden geçerken, sürekli şeklinizi değiştirerek sizi güldüren ve şaşırtan o ilginç aynalar gibi…

Siz ilerlerken sessiz sessiz arkanızdan takip eden ,sonra bir anda dönüp arkaya baktığınızda sizinle beraber duruveren bir gölge gibi zaman. Siz koşunca koşan, durunca duran…

Bunu en çok hiçlik meditasyonu yaptığımda hissediyorum. Hiç bir şey düşünmeden öylece duruyorum. Gözlerimi kapatıp, uzayın sonsuzluk denizinde sırt üstü uzanmış gibi oluyorum. Sadece boşluk var, karanlık. Zaman bile yok, düşünce olmayınca o da olmuyor. Yer bulamıyor kendine.

Continue Reading →

Başkaları…

 

O kadar çok başkaları odaklı yaşıyoruz ki!

Bu durum bizim ülkemiz insanın ana sorunlarından biri. Dedikoduyu seven, sürekli başkalarının yaptıkları ile beslenen canavarlar gibiyiz.Başkaları ne demiş, ne giymiş, nereye gitmiş,neyle gitmiş, ne söylemiş, neye inanmış, neyi başarmış, neyi başaramamış bunlar bizim için o kadar önemli ki!

Yogada hocaların sıkça söylediği harika bir cümle var: “Sadece kendi matına odaklan, bırak yanındaki ne yaparsa yapsın, sen kendine dön”. Bunu her duyduğumda o kadar iyi geliyor ki! Gerçekten de şu ülkede insanlar artık, bir kendi matlarına dönebilse, kendilerine odaklanabilseler ne kadar da güzel olacak, çözülecek her şey.

Başkaları odaklı yaşamak kesinlikle hastalıklı bir bağımlılık. Belki sigaradan bile daha zararlı, daha tehlikeli. Sigara içen kendini zehirler ve dumanın erişebildiği yerleri etkiler. Başkaları odaklı yaşamın etki menzili çok daha fazladır. Internetin alanı kadar güçlüdür mesela. Sosyal medyadaki bazı insanların mesajlarına bakacak olursanız hep birileri ile uğraşır dururlar. Yazık, hastadırlar. Kendilerinden korkarlar. Ne kadar zayıf, ne kadar biçare, ne kadar günahkar, ne kadar hasta olduklarını görmezden gelmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. Başkalarının kötü olması, günah işlemesi, zora düşmesi onlara zevk verir. Bundan güç alarak yaşarlar. Bağımlıdırlar.
Continue Reading →

Geceler

 

Geceleri hep çok sevdim…

Hani çocuklar çadırları çok sever, içine girer orada huzur bulurlar evin içinde. İşte geceler de benim çadırım gibidir. Sanki zaman durur, tüm evrenin orkestra şefi olurum gecenin sessizliğinde. Gece şarkılarım vardır kulağımda, gelmeleri gerektiği sırada gelirler birer birer.

Kitaplarım ve koca bir fincan kahve vardır mutlaka yanımda. Sörf yapar gibi gezinir dururum sayfalarda. Harika bir tadı vardır gecelerin.

Küçük prens olurum kendi gezegenimde…
Şarja takılmış Iphone olur, dolarım…
Yazar olur, yazarım…
Dans edeceğim varsa ederim.
Eğitimini tamamlamış Harry Potter olurum.
Çok sihirlidir geceler…
Dua eder, dilek diler, şarkılar söylerim.
Bağıra bağıra söylerim hem de, kimseler duymaz.
Dedim ya sihirlidir geceler.

Continue Reading →

Değişim

 

Yaşama, yaşamaya gelmek öylesine değerli bir fırsat ki…
Yokken var olmak, bilmezken bilir olmak…

Ruh olmak, ruh iken beden olmak, hissetmek…

Bu gezegenin turisti olmak, havasını, suyunu tatmak, tadabilir olmak…
Duymak, görmek, koklamak…
Anlamak, tecrübe etmek…
Hata yapmak, yapabilmek ve öğrenmek…
Düşebilmek ve yeniden kalkabilmek her defasında.
Şükredebilmek…

Continue Reading →

İnsanın eşsizliği üzerine…

 

İnsanların yaşam öykülerini dinlemek hoşuma gidiyor.

Başarılar, hatalar, mutluluklar, kızgınlıklar, üzüntüler ve tüm bu gibi duyguların bedene yansımaları bana insanın eşsizliğini hatırlatıyor her defasında.

Sesler titriyor, yüzdeki mimikler değişiyor, beden, kendine özgü diliyle, eş zamanlı olarak, konuşanla beraber konuşuyor.

İnsan sadece ve sadece kendisi olduğunda, tüm doğallığı, bir hazine gibi parlıyor.

Ben utangaç sayılabilecek biriyim. Bunu kendime itiraf etmek hiç bir zaman hoşuma gitmedi. Şimdi de gitmiyor…

Neden gitmiyor sorusunu kendime sorduğumda, bunun aslında zaman içinde oluşan bir kabuk, bir tabaka olduğu cevabını alıyorum.
Kendimi bir şeylerden koruyarak kamufle oluyorum sanki. Aklıma belgeseller geliyor. Kendini kumların altına gizlemeye çalışan o küçük böcekler geliyor.
Continue Reading →

40 Olmak

Sonunda 40 oldum…
İnsan her zaman 40 olmuyor ki!
Bunun heyecanı var üzerimde…

Sanki insan yaşta yukarı çıkarken, yükte hafifliyor, rahatlıyor!
Sorunlar, sorumluluklar mı azalıyor? Hayır! Aksine artıyor…

Sanırım yaşama bakış, yukarı çıkarken farklılaşıyor.
Bu güne kadar beynine yüklediklerin giriyor devreye, hafifletiyor seni…
Destek oluyor, güç veriyor, güçlü yanın oluveriyorlar!
Trinity’nin Neo’ya verdiği destek gibi…
Continue Reading →

Kadına Şiddete Hayır!

maxresdefault

Kadına şiddete gerçekten hayır! Keşke bunu böyle dillendirmek sorunun çözümüne biraz katkı sağlayabilse! Temelden, aileden, eğitim sisteminin içine işlemiş akılcı bir düşünce olmadan bu nasıl mümkün olur? Bu başlasa ne kadar zaman alır? Bu soruları sorması gerekenler hangi başka sorularla uğraşıyor? Bunun fırsat maliyeti ne oluyor? Bu vizyonların v’sini bile göremiyorum bu ülkede hiç bir yerde. Ne adalet mekanizmasında, ne ailelerde, ne de okullarda. Tam tersine besleniyor bu canavar , ödüllendiriliyor. Bu canavarın besledikleri dönüp yeniden sisteme entegre oluyor. Einstein’ın söylediği o müthiş zeka dolu söz aklıma geliyor yine: “Karşılaşılan önemli yaşam sorunları, o sorunları ortaya çıkaran düşünce düzeyinde çözülemez”.

Doğan Cüceloğlu hocamın dediği gibi “Suyu hastalanmış bir akvaryumda yüzen balıklar” gibiyiz. İyileştirmek için suyumuza ilaç koyan da yok çünkü birileri balıkların iyileşmesini istemiyor! Balıklar o ilacın kendileri olduğunun bir farkına varabilseler! Keşke!

 

Bir Farkindalik Calismasi

Isten ayrildiktan sonra yaklasik bir haftadir kendimi bosluga biraktim. Sahilde yuruyusler yapiyorum, oglumla vakit geciriyorum, okuyorum, yazilar yaziyorum ve bol bol dusunuyorum. Simdi yine sahil kenarinda oturmus bos bos denize bakarken, bu ani ne kadar cok ozledigimin farkina vardim. Hic bir sey yapmamak meger ne kadar da degerliymis! Hayatimi ne kadar cok seyle doldurdugumu, zihnimi nasil da cok hirpaladigimi gozlemledim. Surekli bir seylerle ugrasmaliyim, hic bosluk olmamali gibi yanlis bir inanis edinmisim.

Resmen nefes aldigimi hissettim. Cok iyi geldi. Artik bazi anlari bosluk vakitleri olarak tayin edip, bunu rutin hale getirecegim. Hiclikte sonsuzluk oldugu inanisina bu arada daha cok yaklastigimi dusunuyorum.

Bosluktan gelen ilhamlar hic bitmesin!

8 Yıl Sonra Gelen Bir İstifa

İnsanın 8 yıl boyunca çalıştığı bir şirketten ayrılması kolay olmuyormuş. Arkadaşlıklar, anılar, farkında olmadan kurulmuş bazı özel bağlar ve alışkanlıklar. Ama tecrübe ettim ki, bazen bu alışkanlıklar hem kişiye hem de kuruma artık hiç bir fayda getirmemeye başlıyor. İşte bu andan itibaren gelişim her iki taraf için de duruyor. Bir nevi demirbaş oluyorsunuz ve bazen ağzınızla kuş tutsanız bile bu çok sıradan görülür hale geliyor. Ufak tefek tortular birikiyor, kireçlenme yapıyor. Hareket edemez hale geliyorsunuz. Bu sanırım ülkemizdeki bir çok kurumda yerleşmiş önemli bir sorun! Yıllarca koltuklarından kalkmayı akıllarına bile getirmeyen, sadece konumlarını korumaktan başka bir fayda sunmayan nice insanlar! Nice tıkanıklıklar! Bazen bırakmak, bazı şeylerden vazgeçmek her tarafı rahatlatıyor, kanalları açıyor.

İnsanlar çalışıyor, emekler harcıyor ve bunu her şeyden önce geçim için yapıyorlar. Ama sonra, özel olduklarının, değerli olduklarının görülmesini istiyorlar. Tüm aşamalarda, ilk girişte, yıllar boyunca çalışırken ve de ayrılırken bile. Evet insan istiyor ki ayrılırken bile özel olduğu hissettirilsin!

TaeguTec’te çok güzel günlerim oldu. İlk girdiğim günden, ayrıldığım güne kadar her detay hafızamda sanki. Çok şey öğrendim, çok yoğun ve iyi niyetlerle çalıştım ve gerçekten yürekten sevdim. Başarıları mutlaka devam edecektir. Kimse yeri doldurulamaz değildir. Kişiler geçici, kurumlar kalıcıdır. 10 dönümlük yeni ve modern tesiste bundan sonraki büyük başarılarını gururla takip edeceğim. Bir zamanlar ben de bu güzel ekibin bir üyesiydim diyeceğim ve çizmiş olduğum yeni kariyer yolculuğumda büyük bir heyecan ile ilerleyeceğim.

Translate »